30.12.2008

Vazgeçme(me)ce

Aklının kendini her terk edişinde yaşadığı sessiz, yumuşacık, yalnız düşüşüne başladığını hissetti. Bu düşüşün bitmeyeceğini, dibe hiç bir zaman vurmayacağını biliyordu.

Gözleri kapalı, kolları yukarılara çevrili, ayakları yerden kesilmiş, göğsünü rüzgara dayar gibi başlamıştı her şeye. İçinde, karşısında duramayacağından emin olduğu akıntının, her gün daha fazla parçasını kendine çeken o girdabın gerisinde ne olduğunu öğrenemeyeceği günleri düşündü. Bitmeyecek günleri…

Hevesinin geçmemesini diledi.

Soğumaya yüz tutmuş sütlü kahvesinden kocaman bir yudumla birlikte nicedir kullanmadığı dolmakalemini aldı eline. Yazmayacağını biliyordu. Hep öyle olurdu zaten. Uzakta kaldığın, uzakta tuttuğun her şey gibi. Mürekkep şişesini hatırladı. Nereye koyduğunu değil ama. Kalemini en sevdiği hediyelerden biri olan pişirilmiş çamurdan kalemliğine bıraktı…

Bitmiş kahvesinden bir yudum daha çıkarmayı denedi, beceremedi. Boşalan en sevdiği hediye kupasını masasının en sevdiği köşesine, boş bırakmayı becerebildiği köşesine bıraktı.

Saati her zamanki gibi çok geç kaldığını gösteriyordu. Önce ışığı, ardından gözlerini kapattı.

Sonra devam etmeye başladı düşüşüne,
kaldığı yerden…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder