3.06.2009

yol..

çizilmeli (mi?)
çıkılmadan önce çizilmeli (mi?)
çıkılmalı (mı?)
kim çizmeli?
neye göre, kime göre, nasıl bir yol çiz(il)meli?

yol
- Karada, havada, suda bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık, tarik.
- Davranış, tutum, gidiş veya davranış biçimi.
- Uyulan ilke, sistem, usul, tarz.
- Gaye, uğur, maksat.
- Bir amaca ulaşmak için başvurulması gereken çare, yöntem.


kaç tane yol biliyorsunuz?
ne için?

11.01.2009

dönüşüm

hayat mağrur
  biraz kırgın kızgınlığıma,
     "vazgeçiveren"liğime,
 sarsıyor ruhumu,
     ya da kendini:
        "uyan, iste, bekle..."

belki de bundandır
   her umut edişimde
     sana dönüşüm...

16.04.2006

1.01.2009

me-nek-şe


sensiz hayat yaşayıp,
küllenmiş vicdan azaplarıyla
dolduracağım
yüreğimi
sonsuza dek...

ve bir not bırakacağım yarına dair:
"hüznüm var şimdi,
iyi olana kadar yokum..."


(15.08.06)

30.12.2008

Vazgeçme(me)ce

Aklının kendini her terk edişinde yaşadığı sessiz, yumuşacık, yalnız düşüşüne başladığını hissetti. Bu düşüşün bitmeyeceğini, dibe hiç bir zaman vurmayacağını biliyordu.

Gözleri kapalı, kolları yukarılara çevrili, ayakları yerden kesilmiş, göğsünü rüzgara dayar gibi başlamıştı her şeye. İçinde, karşısında duramayacağından emin olduğu akıntının, her gün daha fazla parçasını kendine çeken o girdabın gerisinde ne olduğunu öğrenemeyeceği günleri düşündü. Bitmeyecek günleri…

Hevesinin geçmemesini diledi.

Soğumaya yüz tutmuş sütlü kahvesinden kocaman bir yudumla birlikte nicedir kullanmadığı dolmakalemini aldı eline. Yazmayacağını biliyordu. Hep öyle olurdu zaten. Uzakta kaldığın, uzakta tuttuğun her şey gibi. Mürekkep şişesini hatırladı. Nereye koyduğunu değil ama. Kalemini en sevdiği hediyelerden biri olan pişirilmiş çamurdan kalemliğine bıraktı…

Bitmiş kahvesinden bir yudum daha çıkarmayı denedi, beceremedi. Boşalan en sevdiği hediye kupasını masasının en sevdiği köşesine, boş bırakmayı becerebildiği köşesine bıraktı.

Saati her zamanki gibi çok geç kaldığını gösteriyordu. Önce ışığı, ardından gözlerini kapattı.

Sonra devam etmeye başladı düşüşüne,
kaldığı yerden…

28.12.2008

Vâde (Veda)

veda1Biz seninle hiç sevişmedik ki, öpüşmedik... Sırt sırta yaslanıp, aynı geleceğe dair farklı hayaller kurmadık hiç rastgele pişirilmiş Türk kahvelerimizi içerken...

Kaşını kırıp bakma suratıma! Gidersen üzülmem demedim ki?

Yorgun yüreğimin isyanını yüklenip yalnız kalmaktansa, çekip gitmenin gözyaşlarını yüklerim rüzgar yelkenli uzak gemilerine, terkederim seni ve senin olanları...

Ya zeka, ya da yürek.. Hangisini tercih ettiğinin bir önemi yok. Sahip olacağını kader gösterir sana, bana, herkese. Ben, benim olanlara sahip çıkıp yola koyulduğumda, limanda bırakılmanın, sahip olduklarının bir parça daha eksilmesinin hayal kırıklığını yaşayacaksın...

Hiç öyle yüzünü ekşitip bakma suratıma. Gidersem üzül demedim ki!
(14.10.07)

ali.

27.12.2008

yalnızlık - alışkanlık üzerine

7- [göze almaktır -03.06.09]
kendi çizdiği yolu, ödemesi muhtemel bedelleri bilerek kabullenmek ve terketmemektir.

6- [yalnızlık tercih etmektir-27.12.08]
Eşitliği bozmaktır kendi lehine. En son söyleyeceğini ilk söylemek, son durağı beklemeden inmektir. Neyi, neleri sevdiğini saklayabilmektir çoğu zaman. En kötüsü, kendi gerçeğini bağırarak söylemenin kaçınılmaz sonucudur. Ay ışığında farkettiğin son gölgedir. En olmadık zamanda anlaşılamamanın yakıcılığına suyundan bir fırt çekip son verme gayreti ve vicdanını rahatlatmanın sıralı bahanelerinden en acımasızına aklını ikna çabasıdır.

5- [yalnızlık biraz da kendine saklamaktır -05.11.08]
Peşpeşe sıraladığı kelimeleri şarkı tadında mırıldanıp, "naaptım ben yaa!" narsizmi ürünü birkaç bilinçaltı fotoğraf çekip, kendinin olmayan adsız albümde onlara yer bulup, unutmaktır sonra her birini uykunun zorla girilen kucağında...

4- [yalnızlık seç(eme)mektir]
Kalabalıktan uzak, kurduğu dünyada nirengi noktalarına zıplayarak bir çırpıda dolaşıverir evreni kimileri. Kimileri ise göz önünde, kalabalığa karışarak yaşayabilirler ancak. Zaman ve eksilttikleri rol değişimini dayattığında yalnızlar kalabalığa karışır gider:"hadi çek bi fırt!"

Oysa yalnızlığa alışmak hiçte kolay değildir.

3- [yalnızlık keyifli bir alışkanlıktır.]
Kumandayı ele geçirmiş olmanın, "bu bilgisayarda parolamı hatırla" yı işaretlemenin verdiği rahatlığın, gövdeni serdiğin yerde sabahlamanın, iyi kız/çocuk rolüne bürünmekten yırtmış olmanın, saat kullanmayı bırakmanın, istediğin anda istediğin planı yapıp uygulayabilmenin verdiği mutluluk, belki de bu süreci uzun tutmanın izah edilebilir en geçerli gerekçesi oluverir...

2- [yalnızlık tatsız bir alışkanlıktır.]
Bu girişimler neticesinde bir süre sonra yeni kazandığınız alışkanlığı farkeder, "neden artık ilgilenilmiyorum" düşüncesinin gittikçe büyüyen bir kemirgene dönüştüğüne şahitlik etmeye başlar, etrafında gittikçe küçülen daireler çizerek dolandığınızı sandığınız "alışılası" bir girdaba çekilmenin çaresizliğini yaşarsınız.

1- [yalnızlık bir alışkanlıktır]
Alışkanlıklarınızın sık sık müdahalelere maruz kalması yada onlardan vazgeçmeniz konusunda üzerinizde kurulan 3-5 kişilik kara şemsiyelere benzeyen caydırıcılık girişimleri çokta iyi sonuçlar vermez. Müdahil olan kişinin hayatınıza nüfuz etme oranı doğrultusunda ya bağlarınızı koparır uzaklaşırsınız yada "aslında bana karışmanı istemiyorum" gülümsemesiyle, onun sizin için birşeyler yapmış olma mutluluğuna erişip sizden bir süre de olsa uzak kalmasını sağlayabilirsiniz...

6.01.2007

Merhaba

Bir blog nasıl başlarsa öyle başladı benimkisi de...
Web çok geniş bir dünya, kaç köşesinden giriş yaparsanız yapın, sonuna ulaşamıyorsunuz. Ama o karşınıza o kadar çok şey çıkarıyor ki, daha çok yoldan giriş yapmaya çalışıyorsunuz. En azından ben öyle yapıyorum.

daha önceki onyüzbinmilyon tanesi gibi burası da yeni bir kapı benim için..

sonraki yazılarda görüşmek üzere...